Aile İçi İletişim ve Şiddet’i Belgin Turan’a Sorduk!

Aile Danışmanı ve Sosyolog Belgin Turan iletişimi A’dan Z’ye anlatarak uyarılarda bulundu.

Aile içinde kadına yönelik şiddetle çocuklara yönelik şiddet arasında sıkı bir ilişki bulunmak. Bir evde aile içi şiddet varsa, o evde yüksek ihtimalle çocuklar da şiddet görmekte. Amerika'da yapılmış olan bir araştırma eşlerine şiddet uygulayan erkeklerin yüzde 50'sinin aynı zamanda çocuklarına da şiddet uyguladığını ortaya koymaktadır.

ÇOCUKLAR ŞİDDETİ UNUTMAZ!

Ülkemizde birçok çocuğa ebeveynleri ya da yakın akrabaları tarafından fiziksel şiddet uygulandığı tahmin ediliyor.  Fiziksel şiddetin neden olduğu duygusal travmanın, fiziksel yaralar kadar çabuk iyileşmediği de biliniyor. Dünya Yaşlılık Derneği Başkan Yardımcısı, Aile Danışmanı ve Sosyolog Belgin Turan uyarıyor: "Çocuklardaki duygusal zararın etkisi genellikle ergenlikte ya da ebeveyn olduklarında ortaya çıkar.”

SALDIRGANLIK VE ŞİDDET GİBİ DAVRANIŞLAR DIŞARIDAN ÖĞRENİLİYOR

Ev içindeki şiddete tanık olmak çocukları ve çocukların geleceklerini ciddi bir biçimde etkiliyor. Saldırganlık ve şiddet gibi davranışlar dışarıdan öğreniliyor. Çocuk, şiddete maruz kaldığı zaman aynı şiddeti hatta fazlasını etrafındaki kişilere uygulamaya başlıyor. Çoğu ebeveyn çocuğun şiddetten etkilenmeyeceğini ya da çocuğun yaşadıklarını unutacağını düşünür. Ancak ortaya çıkan acı bir tablo var ki, maalesef çocuklar şiddeti unutmuyor. Aile içinde şiddet gören çocukların, diğer çocuklara nazaran daha yüksek düzeyde duygusal ve davranışsal sorunlarının olduğu bilinen bir gerçek. Şiddet ve saldırganlık, ebeveyni model alarak öğrenilir. Şiddet, çocukların korku ve kaygı yaşamasına, asabi olmasına, uyku bozukluklarına, davranışsal ve gelişimsel gerilemelere, fiziksel şikayetlere, düşük benlik saygısına, kendine ve başkalarına karşı güven eksikliğine, uyum sorunlarına, ders başarısızlıklarına, dikkat eksikliğine, iletişim problemlerine, asosyal kişiliğin gelişmesine ve depresyona neden olur.

Urfa Değişim'in her hafta gerçekleştirdiği "Değişim'e Konuk Olun" isimli röportajda bu haftaki konuk Dünya Yaşlılık Derneği Başkan  Yardımcısı, Aile Danışmanı ve Sosyolog Belgin Turan oldu. Belgin Turan ile, iletişimin önemini, sağlıklı iletişimi, aktif dinleyici olmayı, aile içi şiddeti konuşuldu.

İletişimde önemli olan faktör nedir?

İletişim bildiğimiz üzere; hayatımızın her karesinde yer alan ve yaşantımızı sürdürebilmek, birbirimizi anlamak, duygularımızı, düşüncelerimizi ifade etmek ve bilgi aktarmak şeklinde tanımlayabiliriz.

İletişimde yer alan en önemli faktör; önyargılı olmadan, emir vaki yapmadan, aşağılamadan, sürekli savunmaya geçmeden ve en önemlisi de karşımızdaki insanın kendini ifade etmesine izin vermek dayatmacı bir iletişim tarzını seçmemektir. Tersini yaparsanız bu iletişimde empati, karşılıklı anlayış, hoşgörü, sevgi, saygı yoktur. Ses tonu muhtemelen yüksektir. İnsanların birbiriyle sohbetinde ses tonu yüksek ise o kişiler arasındaki duygusal mesafe çok uzaktır. Yani birbirlerine kalp gözleri kapalıdır diyebiliriz. Yanındaki insan seni duyabilecek mesafedeyken ona neden bağırırız.  Daha alçak bir tonda da karşısındaki seni duyarken ona bağırıyorsan artık sadece işin içinde ego ve sen, ben kavgası vardır. İletişimde en güzel dil, anlayış, hoşgörü ve sevgi dilidir.

 

 

Sağlıklı bir iletişim nasıl sağlanır?

Sağlıklı bir iletişim için öncelikle kişinin kendisiyle iletişiminin sağlıklı olması gerekir. Peki bu nasıl olur? Kendini seven, kendine değer veren, kendine saygı duyan kişi başkalarıyla ilişki ve iletişiminde karşıdaki kişilere de aynı şekilde davranır. Bir kere ne yapar; empati kurar yani o kişinin yerine kendini koyar, iyi bir dinleyici olur, sürekli karşısındakinin sözünü kesmez, beden dili ile konuştuğu dil aynı ve destekleyici olur. Kişinin gözlerinin içine bakar fakat bu bakmak gerçekten anlayışla dinlediğine yönelik bir bakıştır. Bakmak var bakmak var. Öyle bir bakarsın ki, bir iş görüşmesinde flört ediyormuş gibi bakınca karşıdaki kişi seni ciddiye bile almaz. Öyle bir bakarsın ki, küfrediyormuşsun gibi bakarsın karşıdaki kişi sana karşı samimi olmaz.

İletişim demek sürekli başkalarının dedikodusunu yaparak, başkalarını kötüleyerek, eleştirerek mi yapılır? O zaman kişiye sorarlar sen önce kendine bir çeki düzen ver. Şimdi neden sürekli başkalarını eleştirerek iletişim kurarsın çünkü algın sadece basit düzeydeki işleyen döngüden ibarettir. Erdemli insan olma yolunda ilerlemek ne güzel bir meziyettir.

Aslında sağlıklı iletişim farkındalığı yüksek kişilerde çok keyifli olur. Büyüklerimiz içinde bunu çok iyi bilenler vardır. Birine bir şey demeden önce ona bakarlardı; adam sinirli veya kadın gergin mi? Tartar biçer bakardı ki, durum uygun değil. -Tamam şimdi senin canın sıkkın, işin gücün var sonra konuşuruz, der. Bazen bunu sözle söylemez. Usulca o mekanı terk ederlerdi.

Günümüzde insanlar sağlıklı bir iletişim kurabiliyor mu?

Tabi bunu genellemek çok doğru olmayabilir. Fakat çevremize baktığımızda insanların bir taraftan işleri azaldı. Diğer taraftan fazlalaştı. İş yaşantısı kişilerin zamanını kısıtlamış oldu. İmece usulü yardımlaşmalar vardı eskiden belki yine bazı mahallelerde, apartmanlarda devam ediyordur. Hanımlar biraraya gelirler birlikte sarma sarar, içli köfte yapar hem de sohbetler edilir, çaylar içilirdi. İlişkiler daha samimi daha doğaldı.

Yaptığım programlarda hep şunu ifade ederim. Kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız, karşınızdakine de o şekilde davranın. Sözünüzün kesilmesini istemiyorsanız, karşı tarafın da sözünü kesmeyin. Konuşmaların arasında iğneleyici sözler, aşağılayıcı sözler duymak istemiyorsanız siz de aynı şekilde karşınızdakini yıkıcı bir şekilde eleştirmeden, sözünü kesmeden, kişiye karşı saygı duyarak konuşun, dinleyin ve tabi anlamaya çalışın.

Teknolojik gelişmeler iletişimin hızını artırmakla birlikte iletişimin kalitesinde zaman zaman deformasyonlara sebep oldu. Hayatımıza internetin büyülü dünyası girdi. Komşumuz aç mı? Tokmu? Diye düşünürken şimdi hiç tanımadığımız insanların derdine düştük? Nereye gitti? Ne yedi? Ne içti gibi takipteyiz sürekli. Üstelik bir de bu takibi dedikodu olarak kullananları gördükçe gerçekten insan ne kadar boş yere zaman harcıyor diye üzülüyor insan.  Bu bizi mutlu ediyor mu? Tabi ki hayır. Bu sefer bir özenti başlıyor. Hayatımıza denge unsurunu koyabilirsek teknolojiyi de bu dengenin içeresine koymamız hem çevremizle iletişimimizi güçlendirir hem de bizi birer telefon, bağımlısı olmaktan kurtarır.

 

Sadece konuşuyor olmak sağlıklı bir iletişim kurmamıza vesile olur mu?

Aynı dili konuşmak veya sadece konuşuyor olmak demek sağlıklı bir iletişim kurduğumuz anlamına gelmez. Çünkü insan duygusu, düşüncesi, anıları, geçmişi, aile yapısı, kişiliği gibi birçok unsurun bir araya gelmiş olduğu sistemi oluşturur. Bazen insanlara bakıyorum. Makinalı tüfek gibi pat pat ağzına geleni söylüyorlar. Karşındakinin, kaş, göz işareti, üzgün mü? Sevinçli mi? Şu an ne hissediyor. Patır patır söyleyeceğini söylüyor. Biz insanız ve insan; bilge ve kâmil olma yolunda adımlar atarsa, kendini sürekli eğitirse, törpülerse ancak bir değer yaratır. Bir insanın en güzel özelliği muhakeme yapabilmesidir.

Aktif bir dinleyici olmak nasıl olur? Yani iletişimin sağlığı açısından aktif bir dinleyici olmak için nasıl hareket edilmelidir?

Aktif dinleme, konuşan bireyin sözlerini açarak tekrar etmekten ibarettir. Hemen her sözüne bir karşılık vermeden, karşımızdaki insanı sonuna kadar sabırla dinlemek onun duygularına tercüman olmaktır.

Mesela; bir örnekle bunu açıklarsak daha iyi olur sanırım. Eşimiz diyor ki; Komşum bu gün bana hak etmediğim bir şekilde davrandı. Canım çok sıkkın.  Biz cevaben diyoruz ki; aman boş ver sıkma canını. Oh iyi yapmış. Sen de onunla muhatap olmasaydın.  İşte bu aktif dinleme değildir.

Aktif dinleme nasıl olur;

Eşim: Komşum bu gün bana hak etmediğim bir şekilde davrandı. Canım çok sıkkın.

Ben: Demek bu gün komşu ile aranızda tatsız bir şey oldu ve canın sıkıldı.

Eşim: Evet kapının önüne bir şeyler atılmıştı. Ben de zile bastım. Dedim ki; bu ortalığın hali ne böyle? O da bağırdı. Sonra ağladı. Meğer pazara gitmiş orada başı dönmüş. Bir çocuğun yardımıyla eve gelmiş. Pazar alışverişi de çer, çöp biraz kapının önüne düşmüş. Sormadan, dinlemeden ona böyle davrandığım için canım çok sıkıldı.

Ben: Evet canım. Seni anlıyorum. Umarım komşumuzda kötü bir şey yoktur.

Eşim: Önemli bir şey yok. Dizi kanamış, sıyrılmış biraz. Evine davet etti içeriye girdim. Ona biraz yardım ettim. O da memnun oldu.  Demek ki, anlamadan, dinlemeden hemen tepki vermemek gerekiyormuş.

Ben: Ne güzel, işte bu güzel sonuca varmışsın. Aynen katılıyorum sana. Komşumuza yardım etmen de güzel bir davranış olmuş doğrusu.

Bakın bu konuşma uzun gibi görünüyor. 5 dakikanızı almaz. Fakat insanca konuşmuş oluruz.

Boşanmalar ya da bunun daha da ilerleyip aile içi şiddete doğru yönelmesi sağlıklı bir iletişimin olmamasından mı kaynaklanıyor?

Boşanmaların birçok nedeni var. Bu nedenlerin kökeninde iletişim eksikliği, yanlış anlama, dinlememe, yalan söyleme, ilişkide şeffaf olmama, tutarsız davranma, karşı tarafı küçümseme, alay etme gibi nedenleri sıralayabiliriz.

Şiddet boşanmalarda oldukça güçlü bir etken ve boşanmayı oldukça kolaylaştıran bir durumdur. Şiddetin kökeninde birçok faktör rol oynar. Hiçbir sebep şiddeti meşru kılmaz ve hiçbir sebep bir kişinin hayatını zindana çevirmemelidir. Ben bu tür ailelerdeki ilişkilerde hep korku, baskı ve sindirilmiş bir yapıyı görüyorum. Bu da kişilerin yaşam kalitesini oldukça aşağıya çeken olumsuz örneklerdir.

 

 Aile içerisindeki şiddet, çocukların davranışlarını nasıl etkiliyor; başarıya ulaşmalarının önüne bir engel olarak çıkıyor mu?

Aile içi şiddet ortamında büyüyen çocukların ruh sağlığı bozulmakta ve ruh sağlığı bozulan kadında ciddi anlamda özgüven eksikliği arkasından birçok hastalığı da beraberinde getirmektedir.  Mesela; şöyle düşünün. İş yerinde sürekli gergin bir şekilde çalışmak iş veriminizi nasıl etkiler? İşten ayrılamıyorsunuz, çünkü orada çalışmaya mecbursunuz. Ev içindeki şiddette bunun 10 katını yaşarsınız. Çünkü oradakiler sizin en yakınlarınızdır. Diyelim ki baba şiddet uyguluyor. Şiddet gören de anneniz, kardeşiniz ve her iki durumda kişide çok sarsıcı sonuçlar doğuruyor.  Evdeki büyüklerin veya babanın da şiddet gördüğü nadir de olsa görülmektedir. Sokakta rastladığınız bir kavga bile sizi etkilerken aile içindeki bu ağır baskı sizin çalışma azminizi etkilediği gibi beynin tam olarak sağlıklı düşünmesine üretmesine de engel teşkil etmektedir.

Çocuğun sadece ailesine bağlı kalmayıp dışarıda kendini tanıması, hayatı tanıma açısından da olumlu katkı sağlamaz mı?

Şöyle söyleyelim. Çocuk tabi ki ailesine bağlı kalacak fakat insan sosyal bir varlıktır. İlişki ve iletişime girerek, arkadaş edinerek, çeşitli sosyal etkinliklere katılarak, kendini ispatlama ve kişiliğinin gelişiminde yan ama önemli görevleri vardır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta çocuğu uzaktan da olsa kontrollü bir şekilde ne yaptığını bilmektir. Daima dengeli bir şekilde yaklaşmak çocuğun veya gencin kendini keşfetmesi ve kabul ettirmesinde önemli bir etkendir.

Çocuklarla ev içi iletişimde; onları dinleme, anlama, değer verme, sevgi ve şefkatle kucaklama, sınırlarını öğretme, hem şimdiye yani “şu ana” hem de geleceğe yapacağınız bir yatırımdır. Atalarımız ne güzel söylemiş “ne ekersen onu biçersin” bu sözünde değerini vererek hem eşimizle ilişkilerimizde hem de çocuklarımıza tutum ve davranışlarımızda kazanımlarımız ve mutluluğumuza katkı yapacak çok kıymetli geri dönüşlerdir.

Eğer aile bireyleri aile içinde bazı sorunlar yaşıyorlarsa bunun çözümünü içerde bulamadıkları zaman dışarda aramaya başlarlar. Ergene değer verilmiyor, dinlenmiyor ise dışarda bu sorununu tedavi etmeye çalışacaktır.

Sağlıklı iletişim ile ilgili eklemek istediğiniz var mı?

Bir de gözden kaçırdığımız diğer bir husus sorunları görmezden gelmemiz veya üstünü örterek sorunlardan kaçmamızdır. O an belki geçici çözüm gibi gelse de ilerleyen zamanlarda ne yazık ki, artarak devam edecek, belki üzerine yenileri eklenecektir.

Ne yazık ki, aynı evde küs yaşayan çiftler, kardeşler, anneler, babalar vardır. Bu nasıl dayanılmaz bir yüktür. Affetmek ve bağışlamak bizim dinimizin de önem verdiği en önemli konulardan biridir. Ayrıca, diyelim ki, babanın, anne üzerinde kurmuş olduğu baskı ve tutarsız davranışlar karşısında çocuklar ne yazık ki, taraf tutmak zorunda kalmaktadırlar. Bir çocuk annesine ve babasına aynı mesafede, aynı sevgi ve ilgiyle yaklaştığında daha dengeli bir hayat sürer. Babasının, annesinin iyi bir rol model olması ve birbirlerine karşı sevgi, saygı, şefkatle davranması aileyi mutlu, sağlıklı iletişim ve ilişkiler kuran yaşanılır bir yuva yapar.

Ebeveyn olmak kolay değil. Kanımca evlilik öncesi eğitimlerin artırılması ve bu eğitimlere katılmanın şart koşulması gerekiyor. Çiftlerin uyumu, anlaşabilmeleri için birbirlerini iyi tanımalarının önemi büyüktür. İki kişinin anlaşması ve uyumu doğacak çocuklarına da yansıyacaktır.

Mutlu, demokratik bir ailede yetişen bir çocukla, sürekli kavga eden, birbirlerini dinlemeyen anlamayan yada çocukları sürekli yeren bir aile tablosu çocuklar üzerinde onarılması güç izler bırakacaktır. O küçük ve savunmasız halleri ile bununla nasıl baş edeceklerdir. Bu şekilde yetişen çocukta çok farklı kişilik problemleri ortaya çıkması olası bir durumdur.

Sadece anne babanın aynı dili konuşmamasının dışında; çocuğa değer verilmemesi, sürekli eleştirme, onu küçümseme, aşırı şımartma, dengesiz davranışlar, çocuğun seçimlerinde kendi yapamadıklarını dikte etmeleri ve bu doğrultuda yönlendirmeleri, ilerde narsist bir kişilik oluşumuna ve başka psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilmektedir.

 

Ve diyoruz ki, daha huzurlu, mutlu, sevgi  dolu bir aile ortamı için daha başka neler mümkün.

Düşünceni paylaş

Back to top button